Bayram, bize bayram…

Eylül 1, 2017, 7:34 am 304 izlenme

    Sol sağ, sol, sağ, yarın bayram olsa… Küçüktüm, ufacıktım, top oynadım acıktım. O günlerden, bugüne, benim için hiç değişmeden taşınan bir şey bayramdaki tekbirlerin ruhumdaki etkisi. Hatta arttığını da söylemek mümkün. Eskiden böyle her seferinde gözüm yaşarmazdı.

 

 

    Eski dediğim de milat değil, dün işte, hayat çabuk geçiyor. Dün doğan kızım, inşallah önümüzdeki haftalarda 2. sınıfa başlayacak. Bayram namazı sonrası, İslam alemi için ettiğimiz duada, aklıma bir anda Arakan’da katledilen çocuklar özellikle de o suyun içerisinde boğulmuş olan kız geldi. O masum mazlumun yüzü, bir anda değişiverdi, kızım oldu, hıçkırıklar içerisinde ağlamaya başladım. Bu yazıyı da gözyaşları içerisinde yazıyorum ve hayli zorlanıyorum, zira ekranı görmek kolay olmuyor. O küçük kız, ağlayan, çökmüş bir kadın ve niceleri. Kara, kurular diye mi umurumuzda değiller? Yok hayır, umrumuzda da, işte kara bahtımız, kem talihimiz, hain felek, etti kelek, elimiz kolumuz uzanamıyor ya ondan. Yoksa, olsa dükkan Arakan’lıların…

 

 

    Eve geldim, televizyonu açtım, A Haber’de Avrupa ve batı medeniyetinin geri kalanında İslamofobi eğiliminin artışı eleştiriliyor. “Halbuki batı medeniyeti, ilimi Endülüs’ten almıştı! 15. yüzyıl sonlarına kadar dünyaya İslam alemi ışık tutmuştu. Matematik, astronomi, sokak aydınlatması, ıvır, zıvır hep Endülüs sayesinde batıya geçti….” şeklinde cümleler. Yani batıya bir nevi ; “Edepsizzzz, utanmaz, haddini bil, vefasız dümbelek!” göndermesi, bizlere de bayram şekeri, em, em avun!

 

 

    Ah be hemşehrim, ah be kardeşim, o senden aldı, oradan yürüdü, aştı, gitti de sen, sende zaten mevcut olanı dahi kaybedip, ne hallere düştün? O nasıl üzerine birer, birer basamaklar koyarak semaya çıktı, Dna’ya, hatta senin Dna’na girdi de, sen nasıl hala ülkesini yani Endülüs’ü terk ederken, son bir defa dönüp de gözyaşı döken ve anasının tabiriyle erkek gibi savaşmadığı için, kadın gibi ağlayan Sultanıyla aynı durumundasın?

 

 

    Bak etrafına, memleketine, İslam alemine, sende Tarık Bin Ziyad gibi, gerektiğinde gemileri yakacak yürek, bilek var mı? Endülüs’ü Endülüs yapan o ilim arayışı, o mücadele ruhu mevcut mu? Bunları geçtim, mevcut olana sahip çıkacak kadar adam mısın? Değilsin, değildik, değiliz. O yüzden, bizden artık Tarık çıkmıyor genelde. Son sultan Ebu Abdullah benzeri ağlaklar, hayıflananlar, geçmişin şanı ile kendini tatmin eden garibanlar çıkıyor. Endülüs’ten Mağrip’e taşınan müslümanlardan ciddi bir kısmı, gemicilerce denize atılıp, katledilmişlerdi. Bugün, gerek ters istikamette kaçak olarak seyahat edenler, gerekse Arakan’dan kaçıp denizleri, ırmakları geçmeya çalışanlar, aynı, yahut benzer durumlarla karşılaşıyorlar. Yıllardır, Malezya’ya kaçmaya çalışırken kadınları, kızları korsanlarca yakalanıp, seks kölesi olarka satılıyor. Erkekleri ise, Tayland’lı balıkçı teknelerinde köle olarak çalıştırılıyor. Kalanı ya yolda ölüyor, ya gittiği yerlerde kabul edilmeyip geri, kıyılmaya yollanıyor.

 

 

    Geçtiğimiz günlerde uluslararası basında yer verilen bir araştırmaya göre, Irak’taki her 100 çocuktan 95’i, aile bireylerinden en azından birisini son yıllarda süren olaylarda kaybetmiş. Benzer manzaralar İslam dünyasının bir çok yerinde aynı. Arakan’da kan akıyor, peki ya Uygur soydaşlarımız acaba bu bayrama nasıl girdiler? Kerkük’teki kardeşlerimiz bir sonraki bayrama huzur içerisinde girebilecekler mi? Halep ne halde? Ya Yemen? Şöyle elimizi uzatsak, Kırım’a değecek miyiz?

 

 

    Irak Türkmen Cephesi Lideri Erşad Salihi; geçtiğimiz günlerde birkaç beyanda bulundu. Salihi’nin ; ‘Telafer’de mezhep kavgası yaşandığı’ şeklindeki haberleri yalanlamak mecburiyetindeyim. Kendim Telafer’e gittim. Orada Haşdi Şabi, ordu, federal polis ve Türkmen güçleri bulunuyor.” , “Yalan haberler yayınlanmasın. Türkiye ile Irak arasındaki ilişkileri kimse zedelemesin. Bölge hassas bir dönemden geçiyor.” şeklinde beyanlarına ek olarak, ITC kanallarındaki birebir ifade ile ; “Telafer’in, güvenlik güçleri ile “Türkmen” Haşdi Şabi tarafından DEAŞ’tan kurtarıldığı” şeklindeki açıklamalara rastladık.

 

 

    Biraz geriye döndüğümüzde, Haşdi Şabi’nin lider yardımcısı sıfatına sahip Ebu Mustafa İmami’nin ülkemiz ile ilgili açıklamalarını hatırlayabiliriz. Türk milletinin necip, güzel bir millet olduğunu, kendilerini Türk milletinin bir parçası olarak gördüklerini ve Türk milletinin bir parçası olmaktan gurur duyduklarını belirtip, ‘ancak hükümet ile sorunlarımız var’ , “Niçin bu kadar beklediler? Telafer’de katledilenler Türkmen değil miydi?” , “Biz o dönem, tüm komşularımızdan yardım istedik, tüm dünyaya yardım feryatları gönderdik. Bize önce Türkiye’nin yardım etmesi gerekirdi” demişti İmami.

 

 

    Bugün geldiğimiz noktada, Barzani ile alakalı olarak İran’ın desteğini arıyoruz. PKK’ya karşı ortak operasyon muhabbetleri, ziyaretler, methiyeler gırla gidiyor. Rusya ile durum zaten malumunuz. Peki ne değişti? İyi mi oldu, kötü mü? İyi ise , neden en başından bu yönde hareket edilmedi. Kötü ise, nereye gidiyoruz? Sorguluyor muyuz? Yoksa bizim adımıza nasılsa sorgulanıyor deyip, çekirdek mi çitletiyoruz bir kenarda? Onu mahalle karıları da yapmıyor mu? Çay da içiyorlar? Farkımız? Sigara! Bu mu yani?

 

 

    Gidene söv, kalana say. Hasım kalmayan dünyada birbirimizi yiyoruz. Sin-Kaf da girmeye başladı aramıza. Hani paylaşılamayan nedir desek, ortada pek kalan bir şey de yok. Etki alanı ortada. Ha, önemli olan manevi büyüklüğü diyorsak, o maneviyata böyle sahip çıkılmaz. Çıkıldığını iddia edenin de alnını karışlarlar. Halep artık orada değil, burada da arşın yoksa da karış mevcut. Halep, Kerkük, Musul, Kırım, Telafer, Tuzhurmatu, Kaşgar, Lefkoşa, Eşek adası, Myanmar. Nereye uzanır elin, kolun, ne zaman uzanacak? Neye “dur”, neye “ol” diyebiliyorsun? Diyebilecek misin? Bu kafayla zor. Dilin ise maşallah, Kaf dağının ardına kadar gidip, oradan türlü mabadlara kadar kıvrılarak, dolanarak hareket edebiliyor. Arada da dün kardeş, ağabey dediklerine iki sin-kaf etmek için tıslıyor. Tat alma hissin kaybolmuş, tezek ile bal arasındaki farkı ayırt edemez haldesin.

 

 

    Kalp ile tasdik, dil ile ikrar, akıl ve bilek ile icra, ayak ile yol almak… Dil ile yol alınmıyor, olsa, olsa kalp kırılıyor. Dil ile yol alanlar, önce ağdalı şiirler ile milli ve dini hisleri sömürüp, keselerini doldurup, ardından kumarhanede soluğu alanlar. Yeni nesil şairlerin şiirlerine pek göz atmıyorum. Hele ki mesleği şiir okumak olan, milleti coşturmakla hayatını idame edenlere hiç prim vermiyorum. Bana Mehmet Akif gibi eski nesil şairler yetiyor da artıyor. Oradan öteye geçememişiz henüz hissiyat olarak. Mehmet Akif’in şiirlerindeki hüznü paylaşıp, cümlenize hayırlı bayramlar diliyorum… Ah be Arakan’lı yavrucak, sen de kapımızı çalsaydın da sana da şeker verebilseydik, bayram sana da gelseydi.

BENZER KÖŞE YAZILARI

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış.

DİĞER YAZILARI

Ya herru, ya merrü…

Ekim 25, 2017

Olanla ölene ağlamak

Eylül 17, 2017

Bayram, bize bayram…

Eylül 1, 2017

Necdet Sancar’ı bu sebeple çok sevdim

Necdet Sancar ağabey Atsız hocanın yanında hep ikinci plana atılır hatta hatırlanmaz bile.. Sancar ise...

Ekim 7, 2017

Ferhat Kırılmazoğlu yazmış,Ben köşeme taşıdım

Büyük dedem Seyit Ahmet Çavuş farklı cephelerde 11 yıl savaşır. Balkan harbinden hemen önce terhis...

Eylül 30, 2017

Rüzgarınız bol olsun… !

Aslında benim dūnden beri bir bakıma söylemek istediğim ; Kerkük ve Türkmen meselesi, sadece iktidarın...

Eylül 28, 2017

Hüseyin Sözer-Hz. Hüseyin, Kerbela ve Türkler

14 asır evvel Kerbelâ’da dünya tarihinin en büyük trajedisi sergileniyordu. Binlerce kişilik ordusuyla Yezid (lanet...

Eylül 28, 2017

Kerkük’e de gidilir, Gazze’ye de ama bu şekilde değil !

Ülkücüler, Devlet Bahçeli’nin gerektiğinde siyasi figüranı ve milliyetçi oyları toplama taşeronu olmak zorunda değiller… Devletin...

Eylül 28, 2017