DEĞİŞİMİN KAÇINILMAZLIĞI

Temmuz 28, 2017, 10:24 pm 438 izlenme

Değişim hayatın karşı konulamaz kuralıdır. Doğa içinde barındırdığı milyonlarca tür canlıyla birlikte her an, durmaksızın değişir. Doğadaki canlıların hepsi, hayatiyetlerini değişebilme yeteneklerine borçludurlar. Değişime direnen canlılar elenir, uyum gösterenlerin soyları devam eder. Doğanın kanunu böyledir. Toplumsal değişim kuralları da doğa kurallarıyla aynı değimlidir? Hayat bizi sürekli değişime zorlamaz mı? Biz istesek de istemesek de içinde bulunduğumuz koşullar, çevre, ortam, ilişkilerimiz, konumumuz değişir.

Ne kadar istemesek de değişen koşullara uyum sağlamak zorunda kalırız.  Değişime uyum gösteremediğimiz zaman yaşanan sıkıntıları herkes mutlaka deneyimlemiştir. İnsan aklı değişimi kabullenmekte zorlanır. Çoğu insan yaşadığı çevreyi, içinde bulunduğu ortamı hiç değişmeyecekmiş gibi görür, değişen koşullara uyum göstermek yerine mevcudu korumaya çalışır. Çoğu insan mevcut durumu kendilerini yeterince mutlu etmese de elindekileri kaybetmek korkusuyla değişime direnir. Neden mi direniriz?

Bilinmeyen korkusu, Güvenlik ihtiyacı, alışkanlıklardan vazgeçmenin zorluğu, değişim hakkında yeterince bilgi sahibi olmama, başarısız olma endişesi, mevcut durumdaki üstünlüklerin veya çıkarların kaybolacağı korkusu, değişimin öngördüğü yeni şeyleri öğrenme zorluğu, dar görüşlülük, vizyon eksikliği, daha önceki değişimlerden elde edilen olumsuz kişisel tecrübeler, kendine yeterince güvenmeme, daha işin başındayken olayın dışında kalmış olma, değişimin kendisine dayatılmış olduğunu düşünme, değişimi yönetenlere ve uygulayanlara güven duymama.

Bu unsurları daha da çoğaltabiliriz ama ben bu listenin en başına ‘’AİDİYET’’ yazmak isterim, evet ‘’aidiyet duygusu’’  !

Hiç kendi aidiyet duygunuz hakkında düşündünüz mü? Aidiyet duygunuz ne kadar gelişmiş söyleyebilir misiniz?

Mesela ben bir seyahate gitsem 3 gün sonra evimi özlerim. Ailemi özlerim. Dostlarımı özlerim. Yurtdışında yaşayanlar veya yaşamış olanlar çok iyi bilirler Memleket özlemi, hasret. Ama bazı insanlar yurtdışında yaşamanın hayalini kurar, eline bavulunu alıp gitmek ister. Bazen ailece giderler. Peki bu kişilerin hiç mi eşi dostu, annesi, babası, kardeşi yoktur? Ben mahallemizdeki kedi ve köpekleri bile özlerim valla. Nasıl hepsini birden terk eder gider insan? Bunun kötü olduğunu söylemiyorum hatta çekip gitmeyi çok cesurca buluyorum. Hiçbir şeye bağımlı olmamak belki de özgürlüklerin en güzeli ama ben henüz başarmış değilimJ

‘’AİDİYET’’ Yani bir kişiye, bir cemiyete, bir derneğe, bir aileye, bir işyerine, bir ülkeye, bir siyasi oluşuma ait olma duygusu. Yani kendini o gurubun içinde hissetmek. Biz Türklerin aidiyet duygusu fazlaca gelişmiştir, bu tartışılmaz bir gerçektir ve bu çok güzel bir şeydir. Zira ‘’Aidiyet’’ duygusuna sahip olan kişiler, bulundukları kurumları sırtlanan kişilerdir. Aidiyet duygusu yüksek olan kişiler, aynı zamanda amatör ruha da sahiptir. Bu kişilerin çoğunlukla bireysel kazanç beklentileri yoktur; onlar, ait oldukları kurumun veya toplumun başarısından beslenir ve gururlanırlar. Onları ayakta tutan ve bu bağlılıklarının sürmesini sağlayan şey ise sadece yaptıklarının görülmesi ve desteklenmesidir.
Hangi alanda olursa olsun, görev verildiği zaman, aldığı görevi yerine getirmek, geliştirmek için elinden gelenin fazlasını yaparlar.

Gelelim siyasetin içinde ki aidiyet meselesine. Türkiye’de İdeolojik ya da partisel bağlanımlar düşünsel bir bağlanım olmaktan çok, duygusal/kişilikle ilgili bağlanımları içeriyor.
Ailemize bağlanır gibi bağlanıyoruz siyasetçilere, partilere, ideolojik bir düşünceye.

Bir partiyi destekleyip, bir siyasi ideoloji içinde olup, aynı zamanda o yapıya ‘eleştirel bakabilen (eleştiren) kaç insan tanıyorsunuz? Peki eleştiren kişilere nasıl bakıyorsunuz? Onlar size nasıl bakıyor? Kim tutarlı? Kim tutarsız? Kim haklı? Kim haksız? Eğer ki tek bir Doğru varsa, hangisi doğru?

Peki, bütün bu duygusal karmaşalar içersinde, bütün bu düşüncelerin sonucunda elde edilen ne vardır? kimin çıkarı vardır? tabii ki partilerin ve siyasetçilerin. Partiler kendilerini geliştirme gereği duymazlar, kendilerini değiştirme gereği duymazlar, insan kaybetmeyi göze alabilir, kaybettiklerini özlemezler, onların bize karşı ‘’aidiyet duygusu’’ yoktur.
Niye duysunlar ki? ‘’ Aidiyet’’ duygusu gelişmiş milyonlarca insan varken. Partilerin de, ideolojilerin de ‘insan üretimi’ olduğunu, bir din olmadığını düşünürsek, partilerle ilgili siyasetçilerle ilgili ‘’aidiyeti’’ sorgulamak yanlış mı olur? Değerlerimiz üzerinden değil, şahıslar ve kimlikler üzerinden yapılan siyaset ne kadar aidiyet gerektir sizce? Bizim aidiyetimizle kimlik bulan siyasetçileri veya liderleri sorgulamak hakkımız değil midir? Hal böyle olunca değişimin bizi korkutmasına izin vermek hata olmaz mı? Değişimin bizi ileriye götüreceğini var sayarsak ve kaçınılmaz bir değişimin kapıda olduğunu hissedersek,  yeniliye açık olmak en doğrusu değimlidir?  bu bazen sadece yeni bir bakış açısı olsa bile, iyiye değişim her zaman iyidir diyebilir miyiz?

Değişim iyidir arkadaşlar, değişen kişiliğimiz değilse eğer.

 

Serpil DURBARIŞ

21 Temmuz 2017

BENZER KÖŞE YAZILARI

YORUMLAR

Yazıya 2 yorum yapılmış.

Metin yiğit kocalp Temmuz 30, 2017

Değişim iyidir arkadaşlar, değişen kişiliğimiz değilse eğer..

Ağzınıza, elinize kaleminize sağlık.

Hayırlı akşamlar

Serpil Durbarış Ağustos 2, 2017

Çok teşekkür ederim Metin bey. Selamlar ve saygılar.

DİĞER YAZILARI

Necdet Sancar’ı bu sebeple çok sevdim

Necdet Sancar ağabey Atsız hocanın yanında hep ikinci plana atılır hatta hatırlanmaz bile.. Sancar ise...

Ekim 7, 2017

Ferhat Kırılmazoğlu yazmış,Ben köşeme taşıdım

Büyük dedem Seyit Ahmet Çavuş farklı cephelerde 11 yıl savaşır. Balkan harbinden hemen önce terhis...

Eylül 30, 2017

Rüzgarınız bol olsun… !

Aslında benim dūnden beri bir bakıma söylemek istediğim ; Kerkük ve Türkmen meselesi, sadece iktidarın...

Eylül 28, 2017

Hüseyin Sözer-Hz. Hüseyin, Kerbela ve Türkler

14 asır evvel Kerbelâ’da dünya tarihinin en büyük trajedisi sergileniyordu. Binlerce kişilik ordusuyla Yezid (lanet...

Eylül 28, 2017

Kerkük’e de gidilir, Gazze’ye de ama bu şekilde değil !

Ülkücüler, Devlet Bahçeli’nin gerektiğinde siyasi figüranı ve milliyetçi oyları toplama taşeronu olmak zorunda değiller… Devletin...

Eylül 28, 2017