Hoşgeldin ya Şehr-i Ramazan!

Mayıs 27, 2017, 10:38 am 209 izlenme

Yalanlar , dolanlar, türlü, türlü olaylar arasında, bir seneyi daha devirdik. Camilerimizi gene “Hoşgeldin Ya Şehr-i Ramazan” yazılı mahyalar süslüyor. Televizyonlarda ağlak, pepelek, ne kadar riyakar var ise , geçmişler gene aynı hikayeleri anlatıyorlar. Düne kadar dedikodu ve çöpçatanlık yapan aşufteler , “Peki Hocaaam, öyle değil mi Hocaaaam?” diyerek , bir yandan da suratlarını masum bir yavru kedininkine benzetme çabası içerisinde cukkayı götürüyorlar.

 

 

 

    Mesleği olan “Ramazan Programcılığı”nı ifa eden sunucu, bu sene de hazırlıklı. Bir Ramazan öncesi Umre daha yapmış. Geçen seneki yetmiyor ya, gene gezmiş, kayıt altına almış, anlatıyor, “İşte şuradayız , şimdi de buradayız, şurada şöyle yürüyüp, böyle selam verilir, şöyle dua edilir. Şurada vaktiyle şu olmuş, bu olmuş…” Sesi titriyor, ağladı ağlayacak. Şahsı televizyonlardan gören, tanıyan , aşina olan bizim gariban, samimi, bilgisiz vatandaşımız, yaşları kendisinden kat ve kat fazla olmasına rağmen, dedesinden nenesine, adamın eline yapışıp öpmeye çalışıyor. Adamı alim, Evliya falan sanıyorlar herhalde. Arka tarafta da nereyi gezerse gezsin Bangladeş’li, Endonezya’lı , Pakistan’lı ve ümmetin geri kalan ülkelerinden fakir kişiler temizlik yapıyorlar, orayı, burayı temizliyorlar…

 

 

 

    Geçtiğimiz günlerde, ABD Başkanı Trump, Başkanlık seçimi sonrası ilk yurtdışı ziyaretini gerçekleştirdi. Suudi Arabistan’a yapılan bu ilk ziyarette, toplamı 320 Milyar ABD Dolarını bulan miktarda anlaşmaya varıldı. 110 Milyar dolarlık açıklanan ilk paket, askeri konuda. Trump Katarlı kardeşlerine de “çok güzel” silahlar satacaklarını söylemiş. İsrail’e yönelmeyecekler ya neticede… Sen de parasını ödediğin ama buna rağmen sana teslim edilmeyen silahlar hakkında konuş, dur…

 

 

 

    Bu ziyaret öncesi, Suudlar ABD borsalarında dehşet rakamlarda alımlara imza attılar. Neticesi malum. Ortadoğu ve Balkanların en kahraman Rıdvan’ı olarak tasdik ve takdis edildiler. İşin komik ve acı tarafı , terörizmin finansmanını engelleme , terörle mücadele konusunda da ortaklık kararı falan alındı. Dünyayı temsil eden bir kürenin başına geçip, hepsi birden (Suud , ABD ve Mısır liderleri) dünyaya mesaj verdiler. Trump ile “Kılıç Dansı” da seyredilesi bir manzaraydı.

 

 

 

    Çoğunluğunu müslümanların oluşturduğu 55 ülkeden gelen temsilcilerin bulunduğu “ABD-Arap ve İslam Ülkeleri Zirvesi” hakikaten ilginç manzaraların yer aldığı bir zirve oldu. Örneğin , terörden en fazla etkilenen ülkelerin başında gelen kardeş ülke Pakistan’ı temsilen Suudi Arabistan’daki zirveye katılan Navaz Şerif, Suudlar öncülüğünde kurulan İslam (Sünni) ordusunun başında da bir Pakistan’lı generalin bulunmasından dolayı, zirvede kendisine nihayet hak ettiği yerin verileceğini umarken, kendisine söz bile verilmedi. Görüşme talepleri de karşılıksız bırakılmış. Sebebinin ise, Pakistan’ın son dönemlerde uluslararası ilişkilerde yaptığı yanlışlar (!) olduğu söyleniyor. Burada Çin ile ilerlettikleri ilişkiler, Rusya ile yakınlaşma ve elbette Türkiye ile olan bağları göz önünde bulundurmak gerekir.

 

 

 

    Suudlar’ın düzenledikleri zirveye, dünyanın dört bir tarafından katılım gerçekleşti. Zirvedeki slogan da dikkat çekiciydi. “Together we will prevail” yani , “Birlikte hakim olacağız!” Beğenelim ya da beğenmeyelim, kabullenelim yahut kabullenmeyelim, adamlara üstü kapalı olarak bahşedilmiş bir Hilafet var gibi. İstediğimiz kadar , “Bizden habersiz, Ortadoğu’da yaprak kıpırdamaz!”diye duralım. Trump ile 20 dakikalık görüşme ile avunarak, nasıl muktedir oluyorsak artık , bilenler söyleyiversinler. Bu arada , bizim “Bölgede onlara ihtiyacımız var!” dediğimiz İsrail ile de “ortak tehdit” İran’a karşı ilişkileri iyileştirme kararı alıyorlarmış Suudlar. Mısır zaten ABD’den gelecek 3 kuruşun derdinde. Suriye ise yer ile yeksan. Yani kısacası, İsrail’in sırtı bu gidişle yere gelmez artık , huzur içerisinde geçirebiliriz Ramazan’ı…

 

 

 

    Bu arada, Çin gezisi sırasında, ASEAN’ın dönem başkanı Filipinler’i temsil eden Duerte’ye, ülkemiz ve Moğolistan’ın liderlerinin, bahsi geçen iki ülkenin ASEAN’a alınmaları yönünde girişimlerde bulunmasını rica ettikleri haberini es geçmeyelim. Duerte’nin, bahsi geçen zirvede , Çin liderinin kendisini, Filipinler’in Güney Çin Denizi’nin tartışmalı kesimlerinde petrol arama girişiminde bulunması durumunda, Çin’in Filipinleri vuracağını söyleyerek tehdit ettiğini ifade ettiği bilgisini de bir kenara koyalım…

 

 

 

    Neyse , dönelim ülkemize. Ülkemiz bir garip halde. Yönü belirli olmayan, pusulası bozuk bir gemi gibiyiz. Hani deniz desek, gene bir nebze. Bir balçığın ortasında, fır fır, bir o yana, bir bu yana dönüyoruz. İşin kötüsü, hangi yöne dönersek dönelim, karşımızda bir bela ve yüzümüze kapanan kapılar söz konusu.O kadar fır, fır dönünce artık suratımızda nasıl bir renk, ifade oluyorsa , karşımızdakinde de bir şüphe oluşturuyor ve neticede kapatıveriyorlar kapıları anlaşılan.

 

 

 

 

    Kaptan , Başkan , Reis , İmam , Lider… Bunlar önemli kavramlar. Birbirlerine karıştırılmadıkça, gereklilikleri de tartışılmaz elbette. Netice olarak , “Üç kişi yolculuğa çıkarlarsa, aralarından birini başkan seçsinler! ” buyurmuş Resulullah (S.A.V) Efendimiz. Lakin hangisinin yetki alanı nerede başlar, nerede biter , hangisinin çapı nereye kadardır , ilimi bilgeliği ne derece derindir bilmeden, hele ki “bizden” olduğundan emin olmadan, hiçbirinin peşine de takılınmaz. Hele ki pusulası sapmış, yahut pusula okumaktan aciz kişiler dümene geçiriliyorsa, güzergahtan kimse emin olamaz.Genel manada düştüğümüz, düşürüldüğümüz durum da malesef budur.

 

 

 

    Geçtiğimiz gün, İslam Dünyasının dünya içerisindeki yeriyle ilgili bir analize rastladım. Dünya nüfusun kaçta kaçı müslümandır, dünya ekonomisinin kaçta kaçı ederler , eğitimde, sağlıkta nerelerdedirler… Müslüman çoğunluğun bulunduğu 55 ülke verileri göz önüne alınarak hazırlanan yazı gayet üzücü fakat aynı zamanda da objektifti..

 

 

 

    Haberi paylaşmam ile birlikte , kimi dostlarımız batılıların oyunlarından , tuzaklarından , iki yüzlülüklerinden , uzun soluklu planlarından falan dem vurarak, bizlerin bu sebeple buralarda olduğumuz yönündeki fikirlerini beyan ettiler. Ben ise o sırada, Suudi Arabsitan’ın, Katar’ın ABD’ye yaptıkları yatırımlar, anlaşmalardaki rakamlar, Mısır’ın ABD’den aldığı yardımlar, ıvır , zıvırı düşünüyordum. Beraberinde şehitlerimizi , Pakistan’lı kardeşlerimizi, Yemen’de , Suriye’de , Irak’ta , Libya’da , Afganistan’da olanları..

 

 

 

    Yemen demişken , artık Yemen’de ara sıra dile getirilir oldu. Şükür diyemiyorum çünkü Yemen söz konusu oluyorsa, anlayın ki orada İran’a saydırmak için dile getiriliyordur.Yoksa , daha önceki gün Musul’da ABD uçakları 106 sivili katletti , gıkı çıkan oldu mu? Hayır. Yani katledilenler kimsenin umurunda değil. Mevzu, suyu kim bulandırıyor. Eh, kurt gözü kuzuya diktiyse , suyun kimden ne yana aktığı da önemli değil.

 

 

 

    Benim takıldığım, kuzu, kurt mevzusunda , yavrusunu kurda kaptıracak “koyun” ile , köylüye “kuzularınız , koyunlarınız bana emanet!” diyen “yalancı çoban”ın durumu. Altından klozete hacet giderenler ve onların patronlarının hasımlarını kovalamak bize ve Pakistan’a düşüyor ya, ona yanıyorum. Elinde ya temizlik bezi, paspas , ya da silah olacak, ameliye görevini ifa edeceksin. Fiziki gücün yahut damarlarındaki akıtacağın kanın kadar değerlisin “öteki” , “sözde” müslüman kardeş.

 

 

 

    Murat Bardakçı’nın , Habertürk’te yayınlanan , 21 Şubat 2016 tarihli yazısını hatırlayalım. Yazının başlığı “Araplar bizi savaşa sokacaktı!” Okumayanlar için yazı ile ilgili kısa bilgilendirmede bulunayım. 1954 senesinde gerçekleşen bir olay konu ediliyor. Mısır’lı gazeteci Hasaneyn Heykel‘in bir kitabında yer alan ayrıntıların geçtiği yazının, bahsi geçen kısmını paylaşıyorum ;

 

 

 

    Heykel, o dönem Irak’ının başbakanı olan Nuri Said Paşa’nın kuruluş çalışmaları sürdürülen Bağdat Paktı konusunda bilgi vermek üzere 15 Eylül 1954’te Kahire’ye yaptığı ziyaret sırasında Mısır lideri Cemal Abdülnasırile görüşürken söylediği Türkiye ile Pakistan’ı İsrail’e karşı savaşa sokma”hayalini şöyle anlatıyordu:

 

Kahvelerini yudumlarlarken, Nuri Said Paşa ‘Ekselâns’ diye söze başladı: – Bir düşüncem var: İsrail’e karşı sürdürdüğümüz mücadelede 100 milyonluk bir halkla, 20 adet piyade ve mekanize tümenin bizimle birleşeceğini söylesem ne yaparsınız?

– Ciddi misiniz? Nerede bunlar?

  • Pakistan ve Türkiye. Şimdi size, bugüne kadar açıklamadığım bir düşüncemi anlatacağım. Sovyet tehlikesine karşı Batı ile bir askerî pakta girmeyi gündeme getirdiğim zaman, gerçek amacım İsrail’e karşı bir güç oluşturmaktı. Pakistan ile Türkiye’nin, bir Arap-İsrail savaşında bize destek vereceğini şu anda söyleyemeyiz ama, İsrail ile bir savaş halinde, Türkiye’nin sahip olduğu 20 tümenle, Pakistan’ın 100 milyonluk Müslüman toplumunun tarafsız kalabileceğini düşünebilir misiniz?”

 

    Evet, olay böyle.Çevirin bunu İsrail’den İran’a… Sünni Ordusu kurulur , buna üye olunur da, gerisinden şüphe mi duyulur? Ne yazık ki aradan geçen seneler ayarı bozmuş, kıble şaşmış, bozuk pusula ile yönlendirilen delik takayı köftecilerin eline teslim etmiş bir şekilde, dalgalar arasında kaybolunmuş.

 

 

 

    Şaşırıyor muyum? Hayır. Gerçi yalan olmasın , nadiren de olsa, şaşırdığım oluyor şu memlekette. Hele ki 15 Temmuz sonrası , müslüman ülkemizde bizleri şaşırtan olaylara daha sık denk gelmeye başladık. Örneğin , bizim okuduğumuz, bize anlatılan kadarıyla bildiğim, dinimizde günah çıkartmak ve ruhbanlık diye şeyler yoktur. Meğer yanılıyormuşuz! Meğer , 15 sene boyunca yenen haltlar, bir özür , bir kabulleniş, bir yenilen haltın itiraf edilişi ile aklanıyor, bir pardon, bir “hakkınızı helal edin” ile af olunuyormuş! Bir basın açıklaması ile her şey güllük , gülistanlık olabiliyormuş.

 

 

    Ne güzel,  Fetö’ye saydır, Fetö ile yaptığın haltlardan aklan, ayakkabıyı ters çevir, milliyetçi ol. Türk ırkı , Türk dili falan de, Türk büyüğü ol. O kadar basit ki… Uzağa gitmeye gerek yok,  daha 2014 senesinde, “Türkçe ile bilim ve felsefe yapılamaz!” diyenler, bugün  Türkçe’ye methiyeler düzüp ,  “Türkçe’nin konuşma, edebiyat ve bilim olarak yetersizliğinden, fakirliğinden söz eden kimse; art niyetli değilse, Türkçe’nin zenginliklerinden bihaber demektir.” diyebiliyorlar. Biz de bunu duyup, gururlanıyoruz. Malzeme bu. Yoğurması kolay.

 

 

 

 

 

    Siyasetin en tepe noktasından başlamak kaydıyla aşağı doğru indiğimiz taktirde , özürler , helallik dilemeler, “bunlardan en çok ben tiksinirdim” reklamı yapmak için her türlü lügat paralamalar gırla gidiyor. Geçen gün de beni şaşırtmayan bir beyanata rastladım. Meğer Fetö’cüler hakkında ilk uyarıları rahmetli Turan Yazgan Hoca yapmış! Evet , doğrudur , bizzat şahidim. Taa 90’lı yıllarda yapmıştı o uyarıları.

 

 

 

    Ben şahidim de sizler nerelerdeydiniz birader? Ben devleti yönetmeye talip olmadım! Olup, milletin teveccühüyle yönetecek duruma da gelmedim! Lakin her ortamda da o aldığım uyarılardan da beslenen kaygı ve tespitlerimle, herkesi bu adamlara karşı uyardım. Ya siz ne yaptınız? Millete bu adamları öve öve bitiremediniz.Pazarlamalarını siz yaptınız bu ucubelerin!

 

 

 

    Hele ki Diyanet! Diyanet İşleri Başkanı, birkaç kere pişmanlık dolu, özür ifadeleri içeren , 20 yıldır üzerlerine düşenleri yapmadıklarını itiraf eden açıklamalarda bulundu. Ona rağmen adamın Fetö liderine vaktiyle yazdığı mektup ortaya çıktı.Gerçi o tarihlerde kimler, neler yazıyordu orası da ortada da, Hocayı gözden çıkaranlar var anlaşılan. Geçmişler olsun Hocam! Pişmansın ama hala o krem rengi cübbeyi de giyiyorsun. Eh artık giydirmezler! Bari o cübbe neden, ne zaman renk değiştirdi, giderken onu söyleyip de gidiver. Mercedes’i de al, öyle git , sorun değil…

 

 

 

    Neyse, adamlara fazla saydırdık. En yetkili ağızlardan vergi toplama işinin özel şirketlere devredilmesi gerektiğinin dillendirilmesine ne diyelim? Yarın , öbür gün polis ve öğretmenlerin Valiler tarafından atanması fikrine? NATO zirvesi öncesi yapılan açıklamalar, o açıklamalara sebep olanlar, o açıklamalar sonrasındaki cevapları ile daha da içimizi dağlayanlar hakkında ne diyeceğiz, onu da düşünmek gerekir. O cevapları alacağımız insanların arkasında durup, desteklenmesi yönünde irade beyan edenleri Allah’a (C.C) havale etmeden olur mu? Olmaz. Önce havaleyi yapalım , ardından da onca ada işgal altında iken , burada heykel yumruklayarak görev ifa edip, tatmin olalım.

 

 

    Liderleri , siyasileri, din adına konuşup imamlık yapanları böyle olan bir ümmet olarak, mahyalar, hurma, pide ve güllaç ile avunuyoruz, birileri ise, ” Ramazan aç kalma ayı değildir!” diyor. Haklılar, doğru söylüyorlar. Aç kalmıyoruz , mide de sağlam, ne koysan önüne yiyor, sindiriyor. Bizim yediğimizi, kimse yemiyor açıkçası. Haydi hayırlı Ramazanlar olsun…

BENZER KÖŞE YAZILARI

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış.

DİĞER YAZILARI

Tekzip!

Mayıs 6, 2017

Bende beğenmiyorum bunları

PKK, en az on devletin topraklarımıza, ekonomimize, kalbimize ve zihnimize yönelmiş ortak operasyon aracı, hatta...

Haziran 2, 2017

ATEŞ OLMAYAN YERDEN DUMAN TÜTMEZ

Sn. Erdoğan’ın en çok çekindiği ve en tedirgin olduğu siyasetçinin ; Sn. Abdullah Gül’ün olduğunu...

Mayıs 8, 2017

MİLLETİMİZ KİMLERE EVET DEDİĞİNİN FARKINA NE ZAMAN VARACAK!

Milletimiz, Türkiye’nin geleceği ve bekası için 16 Nisan öncesi nasıl düşünülmesi gerektiğini ve referandum sabahı hangi  yönde oy kullanılmasının ülkemiz...

Mayıs 6, 2017

Tekzip!

    İnanılır gibi değil. Dün, referandum sürecinde de yaşadığımıza benzer bir manzara ile karşılaştık...

Mayıs 6, 2017

MİLLİYETÇİ OYLAR VE REFERANDUM…

Milliyetçilik milletten yana olmayı, Milletten yana saf tutmayı gerektirir. Bahçeli liderliğinde  MHP hem 15 Temmuz...

Mayıs 5, 2017