Serpil Durbarış’ın tespitlerinde Kadının Sosyal ve İçtimai hayattaki yeri “HATUNUN BUYRUĞU”

Eylül 25, 2016, 12:59 pm 1.173 izlenme

Öncelikle Türkler’ in tarih boyunca kurduğu bütün devletlerde kadınların üstlendiği önemli rolleri bilmemiz gerekiyor. Bu roller devletten devlete, bölgeden bölgeye değişiklik göstermiş.
Ancak Orta Asya’da yaşayan Türkler’ de genel olarak kadına bakış aşağı yukarı aynıymış, hatta bazı topluluklarda kadının üstünlüğü tartışılmazmış.
Aynı çağdaş milletlere ve devletlere göre çok ileri derecelerde kadın toplumsal, siyasal, sosyal ve ekonomik hayatın tam merkezindeymiş.
Orta Asya Türklerinin tarihi ve yaşayışı ile ilgili olarak en önemli başvuru kaynağı hiç şüphesiz Orhun Kitabeleri’dir. VII. yüzyıldan başlayarak, Orhun Kitabeleri’nde devlet işlerini bilen katunlardan (hatun) söz edilir. Kağanın hanımı olan hatun da tıpkı kağan gibi töre ile bu makama oturur ve kağan ile birlikte ülkeyi yönetir. Bu durum bize kadının sadece evinde kalmadığını, siyasi konularda da söz sahibi olduğunun açıkça gösterir.
Orhun Kitabeleri’nde yer, yer hakan ve hatunun buyruğu sözü ile başlayan ifadeler bulunur. Bu sözler, eski Türk devletlerinde kadının da yönetimde söz sahibi olduğunun göstergesidir. Kağan gibi hatun da özel bir konuma sahiptir ve halktan farklıdır.
Göçebe bir hayat tarzına sahip olan Türklerde kadınlar, annelik dışında kahramanlık gibi önemli bir özelliğe de sahipmişler. Her alanda kocasının yardımcısı olan kadınlar savaş meydanlarında da kocalarını yalnız bırakmayarak savaşa katılırmış.
Türklerde kadınlara anne olmalarından dolayı önem verilir, saygı ve sevgi gösterilirmiş. Ana hakkı, Tanrı hakkı ile bir tutulur, yeri daima babanın akrabalarından önce gelirmiş. Türkler kız ile erkek çocukları arasında ayrım yapmaz, kız evladın dünyaya gelişi, sevinç kaynağı olarak kabul edilirmiş. Erkek çocuğundan daha değerliymiş ve tıpkı erkek çocukları gibi kız çocuklarının da miras hakkı varmış. Kadınlar, ata biner, ok atar, silah kullanır ve güreşirmiş.
İslamiyet öncesi Türk toplumunda kadın erkeğinin dostu ve tamamlayıcısı olarak görülürmüş. Göktürkler ve Uygurlar da fermanlar yalnız kağan tarafından değil, hatun tarafından da imzalanırmış. Türk hakanlarının fermanlarının yürürlüğe girmesi için mutlaka Hakan ile Hatun buyurur ki diye başlaması gerekirmiş.
Türklerde hatun, hem kağan hem de halk tarafından saygı görürmüş. Hatunların kendilerine ait ordu ve otakları varmış.
Törenlerde ve şölenlerde hatun, hakanın soluna oturur, siyasî ve idari konulardaki görüşlerini beyan edermiş. Devlet idaresinde önemli görevler üstlenir, devlet meclislerinde katılıp devlet adına önemli belgeleri imzalarmış.
Örn. Büyük Hun İmparatorluğu adına Çin ile ilk barış antlaşmasını Mete’nin hatunu imzalamış.
Kadın ile erkek arasında mutlak bir eşitlik varmış. Cinsiyetler arası ayrımcılık yokmuş.
Pekii ….bu dönemde farklı Coğrafyalarda Yaşayan Kadınların Durumu neymiş?
Çinlilerde kadın, insan sayılmaz, ona isim bile verilmezmiş. Çoğu zaman kız çocuklarına isim verilmez, “bir, iki, üç” diye çağrılırmış. Hayatı boyunca bir erkeğin nüfuz ve otoritesi altında bulunmak zorundaymış.
İngiltere’ de XI. asra kadar kocalar karılarını satabiliyormuş. Hristiyanların gözünde kadın şeytan, kadın “murdar” bir varlık sayılırmış İncil’e el süremez ve okuyamazmış.
Eski Romalılar kadını her kötülüğün anası saydıkları için evliliği benimsemezlermiş. Eğer kadın kız doğurursa veya sakat çocuk doğurursa kocasının onu öldürme hakkı varmış.
İran’da kanları bozmamak için yakın akrabalarla evlilik uygun görülmüş. Bu sebepten anaları ve kız kardeşleriyle evlenenler varmış.
Kız çocuğa sahip olmak onursuzluk sayıldığından Arapların kız çocuklarını diri, diri gömdüklerini biliyoruz.

Hint anlayışında evlenmenin esas gayesi babaya varis olabilecek, babanın günahlarının affedilmesi için aile dinini devam ettirebilecek bir erkek çocuğa sahip olmakmış. Eğer erkek kısırsa “karısının bir başkasıyla birleşmesine” müsaade edermiş. Dul kadınlar yeniden evlenemez, ölen kocasının öbür dünyada da onun sevgisine ihtiyacı olduğu düşünülerek yakılarak öldürülürmüş.
Türk kadınının tarihten getirdiği bu geniş yetkiyi, değeri, bu önemli yerini ve statüsünü görebiliyor musunuz?
Türklerin İslam’ı kabul etmeleriyle birlikte, sadece dini inanışları değişmemiş, toplumda siyasal ve toplumsal değişiklikler de yaşanmış. Türkler İslam’a girdikten sonra bir taraftan kendi örf ve adetlerini korumaya çalışırken bir taraftan da Arap, Fars ve ileriki dönemlerde Bizans kültürünün etkisine maruz kalmışlar maalesef.
Ama bu dönemde bile, İslam-Arap devletlerinin alışık olmadığı bazı olaylar yaşanmış.
İşte bu ilginç olaylardan biri de bazı Türk kadınlarının, bir Arap-İslam devleti olan Abbasi devleti yönetiminde söz sahipliği yapmalarıymış.. Abbasi Devletinde yönetim sahibi olan Türk kadınları bulunuyormuş.

İlki Meracil Hatun muş. Meracil Hatun ile birlikte Türk kadınlarının Abbasi sarayındaki faaliyetleri başlamış. Meracil Hatun, Maride Hatun, Şağab Hatun mesela Şağap Hatun devleti 25 yıl boyunca yönetmiş.
Bu kadınların inanılmaz derecede bir zenginliği varmış. Vezirlerin atanmasından bazı kanunların çıkarılmasına kadar etkili olabiliyorlarmış. Bunları yapabilmek bir siyasi zekâ ve tecrübe istediğine göre, söz konusu kadınların da bu özelliklere sahip olduğu şüphesiz..
İlk Müslüman Türk devletleri hanedanlarına mensup kadınlar, özellikle siyasî ve idarî hayattaki ağırlıklarını muhafaza etmiş ve zaman, zaman gereğini ifa etmişler.

Selçuklularda hatunlardan bazıları sarayda sultanın yanında değil geçici veya devamlı olarak başka bir şehirdeki sarayda kalırmış. Sultanla birlikte otursun veya oturmasın hatunun emrinde küçük çaplı idarî ve askerî teşkilat, özel bir hazine, özel bir vezir ve diğer görevliler bulunurmuş.
Hatunlar yeri geldiklerinde bulundukları yerden ayrılarak sultanın yardımına gidebilirlermiş. Terken ünvanı ile anılan bu hatunların kendilerine ait yurtlukları, divan teşkilatları, askerleri ve önemli gelirleri olan hazineleri varmış.
İslâmi dönem Türk toplumlarında ve devletlerinde de kadın, sosyal hayatta da sahip olduğu haklarını korumuş ve devam ettirmiş.
Fakat Anadolu‟ya gelindikten sonra devlet sisteminde bir takım değişiklikler yapılmış. İdari konularda kadının rolü en aza indirgenmiş, aşiretler parçalanarak toprağa iskân edilmeye başlanmış ve Farsça devletin resmî dili olmuş.
Osmanlı döneminde ise kadınlar sarayda nüfuz mücadelelerine girmişler.
Bazı padişahların hanım ve kızlarının devlet içerisindeki etkileri tartışılmaz derecede güçlü olduğunu biliyoruz elbette.
1800’lere gelindiğinde kadın hareketleri ortaya çıkmıştır.İkinci Meşrutiyet dönemiyle hareketlilik kazanmıştır.Bunda çeşitli değişimlerle birlikte İkinci Meşrutiyet’in özgürlük ideali etkili olmuş, kadın giderek özgürleşmeye, bireyselleşmeye başlamıştır. Kadınlar gerek aile yaşamında, gerekse toplumsal yaşamdaki ilişkiler ağında, dahası çalışma ve siyaset alanında yeni bir düzenlemeye gitmenin gereğini vurgulamış, çok sayıda dernek ve dergiyi kadın inkılabının gerçekleşmesini sağlayacak şekilde kullanmıştır. 1843 yılında kadınlar ilk defa Tıbbiye Mektebi bünyesinde ebelik eğitimi almaya başlamışlar. 1858 yılında Kız Rüştiyeleri açılmış. 1869 yılında kızların eğitimine ilk kez yasal zorunluluk getirilmiş. 1870 yılında kız öğretmen okulu Darülmuallimat açılmış. 1876 yılında ise ilk anayasa olan Kanuni Esasi’nin kabulü ile kız ve erkekler için ilköğretim zorunlu hale gelmiştir. 1913-1914’te kızlar için ilk lise İstanbul İnas (Kız) Sultanisi adıyla İstanbul’da açılmış. 1915 yılında İstanbul Üniversitesi’nde ( Darülfünun) kadınlar için haftada 4 gün olmak üzere konferanslar verilmeye başlanmış. Aynı yıl İnas Darülfünunu adı altında kızlar için yüksek öğretim kurulu açılmış. Meşrutiyet Yıllarında başlayan bu değişim, 1914-1918 Birinci Dünya Savaşı yıllarında belirginleşmeye başlamış. Savaş sırasında askere giden erkeklerin yerine açıkta kalan iş alanlarında kadınlar iş hayatına atılmış. Kadın hareketi günden güne gelişmiş. 1908 yılında çıkarılan Demet dergisinde ilk kez siyasi konulara değinmişler. Çıkarılan dergilerde dönemin siyasi ve sosyal konularında görüşlerini belirtmiş ve birey olarak yerlerini belirlemeye başlamışlar. Kadınlar, 3 Nisan 1930’da Belediye Yasası’nın sağladığı haktan yararlanarak ilk kez sandık başına gitmişler. Kadınlar Milletvekili olabilmek için ilk adımı 1923’te atmışlar. Hatta 1923 yılında Nezihe Muhiddin önderliğinde ilk kadın partisi ‘’ Kadın Halk Fırkasını’’ kurmak istemişler. Fakat 1909 Seçim Kanunu sebebiyle bu parti kurma girişimi gerçekleşememiş. Bunun yerine Türk Kadınlar Birliği adlı dernek kurulmuş. 1924 Anayasası hazırlanırken kadınların Milletvekili seçme ve seçilme hakkına sahip olması gündeme gelmiş ancak kabul edilmemiş. Gerekli yasal değişiklikler 1934 yılında gerçekleşmiş. Yapılan oylamada 317 üyeli mecliste 258 Milletvekilinin tamamının oyuyla değişiklik önerisi kabul edilmiş. Anayasanın 10 ve 11. Maddeleri değiştirilerek her kadına 22 yaşında seçme 30 yaşında seçilme hakkı verilmiş. Ve nihayet 1935 seçimlerinde 18 kadın Milletvekili meclise girmeyi başarmış.
Türk kadını, siyasette erkeklerle eşit haklara birçok Avrupa ülkesinden daha önce kavuşmuş kavuşmasına da, o tarihten bu yana siyasette, karar alma mekanizmalarında daha fazla kadının görev alması beklenirken böyle olmamış tabii öncü ülke iken ne yazık ki zamanla bu konuda geri kalmış.
Rakamlar izah etmek gerekirse…
Birleşmiş Milletler verilerine göre, tüm dünyada kadın milletvekili oranının ortalaması yüzde 22. Mecliste kadın erkek eşitliğinde Türkiye dünyada 91. sırada yer alıyor.
1935 ‘te Meclis’teki kadın vekil oranı yüzde 4.6 iken 1950’de 0.6’ya düştü. 1973 seçimlerinde yüzde 1.3, 1965 ve 1991’de ise aynı oran yüzde 1.8 oldu.

1999 genel seçimlerinde parlamentodaki kadın vekil sayısı 22ye yükseldi. 2002’de 24, 2007’de ise yüzde yüzden bile fazla artışla vekil oranı yüzde 9’a ulaştı.
2015 seçimlerinde yani…26. TBMM Dönemi’nde milletvekillerinin yüzde 14,9’unu kadınlar, yüzde 85,1’ini erkekler oluşturdu.
Yani 82 kadın milletvekili Meclis’e girebildi, bunların 3 tanesi MHP vekili. Peki bu istatistikler doğrultusunda bu güne kadar TBMM de kaç tane kadın Bakanlık yapmıştır merak ettiniz mi?
Günümüz Hükümetinden başlayalım, kabinesinde sadece 1 tane kadın bakan bulunuyor, o da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı olan Fatma Betül Sayan Kaya.
Sonra başa dönelim; İlk kadın bakan dışarıdan atanan ve 33.Hükümet zamanında Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Türkan Akyol. Akyol’dan sonra 38., 46., 47. ve 48. Hükümetler dönemlerinde de kabinelerde 1’er kadın bakanın yer almış. Daha sonra 49. Hükümet döneminde 3 kadın bakan. 50. Hükümet döneminde de 3 kadın bakan, 51. Hükümet döneminde bu sayı 2’ye düşmüş. 52. Hükümet döneminde de 2 olan kadın bakan sayısı, 53. Hükümet döneminde 3’e çıkmış. Türkiye’de en çok kadın bakanın olduğu kabine ise 54. Hükümet döneminde oluşmuş. 61, 62 ve 63. Hükümetler dönemlerinde kabinelerde sadece 1’er kadın bakan yer alabilmiş 64. Hükümet’te ise 2 kadın bakan yer alabilmiş.
Cumhuriyetimizin kurulduğu ilk günden bu güne dek kadınlarımız, modern ve çağdaş günlere gelmemizde önemli görevler başarmışlar. Büyüyen ve gelişen ülkemizde kadınlarımız üzerlerine düşen görevleri tüm zorluklara rağmen fazlasıyla yerine getirmişlerdir. Her alanda yaratıcılığını, şefkatini, doğruluğunu, azmini, sabrını, dürüstlüğünü ve zekasını ortaya koymuş olmalarına rağmen, Uluslararası düzeyde de fazlasıyla etkin rol almışken, iş dünyasında üst düzey yönetici konumundayken, ciddi başarılara imzalar atmışken, her meslek grubunda başarılı kadınlarımızın varlığını görebiliyorken, Türkiye’nin geçmişten bugüne kadar tek kadın başbakanı, TBMM de partilerini Parti Genel Başkanı olarak temsil eden 3 tane kadın olmuştur.
‘’Hatunun Buyruğu’’ nereye kaybolmuş? Neden? Niçin? Nasıl? Diye saatlerce hatta günlerce yazabilir, tartışabilir, konuşabiliriz ama bu sonucu değiştirmez.
Günümüz Türkiye sinde en büyük ulusal varlığımız insan gücüdür ve bunun %52’si kadındır! Geriye kalan %48 ini de yine bir kadın dünyaya getirmiştir! İşte kadınların farkına varamadıkları güç budur!
Bu güç, erkeklerle birlikte toplumu oluşturur, siyasi, sosyal ve kültürel açıdan. Biz Türk kadınları artık erkekleşerek değil, cinsel kimliklerimize sahip çıkarak karar mekanizmalarına talibiz. Bizler güç koşullar altında çalışıyor, yaşıyor, okuyor ve kariyer yapabilmek için erkeklerden daha fazla çalışıyoruz.
Ülkemizin içinde bulunduğu kargaşanın, bu uğurda verilen canların ve yapılan mücadelelerin farkındayız ve artık bizlerin, ülkemiz sorunlarına dair, kendimize dair, çocuklarımıza dair elimizden alınmaya çalışılan geleceğimize dair söyleyecek sözlerimiz, var.
Türk kadınının siyasetteki yeri göstermelik değildir, vitrinlik hiç değildir.
Geride kalmayı hazmedemeyen erkekler tarafından engellenmemelidir.
Sandığa giden kadın seçmenin, aldığı karar sonucu etkilediği siyasi mekanizmada da söz hakkı olmalıdır. Sonucu etkileyecek olan kadınlar siyasetten uzak kalmamalı, uzak tutulmamalı, kadınsız siyaset yapılmamalıdır
Çok az sayıda olduğumuz halde, siyasetin kadınsız yapılması istendiği halde, kadın kollarına hapsolduğumuz halde, kotalara sıkıştırıldığımız halde, siyasette var olmaya çalışacağız. Şunu da biliyoruz ki, bu mücadelemizde birinci derecede sorumlu olan yine biz kadınlarız.
Biraz daha girişken ve mücadeleci olmamız gerekiyor. Erkek hegemonyasının siyasette ve yönetimde kırmamız gerekiyor, söz hakkı istemek yerine, sözümüzü geçirmeliyiz.
Bu yüzden toplumun bakış açısını değiştirebilecek nitelikli kadınlar etkin olmalıdır. Parti içersinde yönetilen veya yönlendirilen değil, gerçekten yöneten ve yönlendiren kadınlar olmak istiyoruz. Belli ki çok zor olacak ama mücadele etmekte kararlıyız.
Hatunun Buyruğudur; Bizler siyaset yapabilecek durumdayız ve yönetim kadrolarına talibiz.

YENİ HABERLER

YORUMLAR

Yazıya 10 yorum yapılmış.

Ayça Baysal Eylül 25, 2016

Serpil Hanım’a öncelikle bir kadın olarak bir hatun olarak teşekkür ediyorum.Fark yaratan bir yazı olmuş. Emeğine sağlık.

Nesrin Odal Eylül 25, 2016

Emeğinize sağlık , başlığa bayıldım.Serpil Hanım’ı tanımak isterim bir yazısında bundan bahsedebilir mi ?

admin Eylül 25, 2016

Mesajınız Serpil Durbarış haneımefendiye iletilecektir.Teşekkürler

Serpil Durbarış Eylül 25, 2016

Nesrin hanım yorumunuz için çok teşekkürler. Hatunun Buyruğu ile ilgili daha detaylı ve geniş bir yazıyı elbette ki sizlerle paylaşmak isterim. Bende sizlerle tanışmak, ortak düşünce ve fikirleri tartışmayı çok arzu ederim.

Hanife Çalış Eylül 26, 2016

Ağzınıza sağlık… Evet her yerde ve her kademede hatunun buyruğu olmalı, fikri olmalı… Aktif siyaset, aktif iş yaşamı… Kimsenin bizi pasifize etmesine müsade etmemeliyiz… Yükü erkegine verip bu durumdan hosnut olanlar icin demiyorum ama senelerce hep önümüzde setler vardı… Yanlıs anlaşılmalar, yanlıs yorumlardan korkup sindik bir sekilde sesimizi cikarinca çirkef dediler… Olumlu olup ayak uydurmaya calısıncada herseye müsait gözüyle gördüler… Anne babamız Sen kızsın ne isin var dediler? Oku ama yakınımızda ol dediler… Çalış ama tanıdık yanında olsun dediler… Konu komsu ne zaman evlendiriyorsun bu kızı seklinde ailemize dediler… is yerinde bir seyler dediler… Kadından parti baskanı olur mu dediler… Dediler, dediler, dediler… Hep ayrı bir kol olustu kadınlar icin partilerde… Kadın kolları diye ayrım yapıldı… Kadın kolu nedir? Erkek kolu yapın diyormuyuz… Hadi yaptınızda Kadın kolları ikinci planda oldu yük oldu… programlar icin otobüs istedik baskanlar nazlandı… ayrı aktiviteler yapıp kendi ihtiyaclarımızı karşılayacak gelir elde edelim dedik bir sürü sorun cıkarıldı…yönetime girmek istedik hep abiler vardı… hic bitmedi abiler… İlla cok mu okumak lazımdı, üniversite diplomasıda ise yaramadı iste, siyasette abilerin karsısında ezildi diplomalar, is yasamında torpilli engelini asamadi bir türlü… mücadeleden mi bıktık asla… ve empoze edildi bilinc altımıza bir sürü sey… Ve bir sekilde uzaklastık kabugumuza cekildik… Bunu “BEN” olarak demiyorum… “KADINLAR” adına diyorum kıyısından köşesinden sinmemize sebep bir sürü sey… Aslında herseyi net görmek lazım… KAHRAMAN TÜRK KADININA HAKKINI ERKEKLER DEĞİL, SOSYAL VE HER TÜRLÜ ALANDA YÜKSEK İDEALLERLE YİNE BİZ KADINLAR ELDE EDECEĞİZ…

Serpil Durbarış Eylül 27, 2016

Hanife hanım, görüyorum ki…kalplerimizden geçen düşüncelerimiz bir, fikirlerimiz bir, sıkıntılarımız bir. Amaçlarımız ve hedeflerimiz de bir…ve ne zaman ben ”Kadın” olarak değil de…biz ”KADINLAR” olarak hareket edeceğiz..işte o zaman hak ettiğimiz ve elimizden alınan Yönetimsel gücümüze tekrar kavuşacağız. bunun pek kolay olmayacağını biliyoruz hepimiz, kendimizi ispat etmek zorunda da değiliz. Bizler ”VAR” ız..görmezden gelemezler. Birisinin ANNESİ, birisini KIZ KARDEŞİ, ABLASI, diğerinin TEYZESİ, HALASI,YENGESİ, başkasının KARISI veya KIZI, NİNESİ….KADINLAR yaşamın her yerinde..evde, işte, sokakta..biz bu Ülkenin %52 siyiz..bu kadar basit! yeter ki birey olarak bunu fark edelim..ve güç birliği yapalım. Ayrıca unutmayalım ki biz kadınları egale etmek isteyenler bizlerin oyları sayesinde bir yerlere gelebiliyor. Seçilme hakkımız olduğu gibi SEÇME hakkımız da var. İçten yorumunuz için teşekkür ederim Hanife hanım.

NESRİN ODAL Mayıs 25, 2017

Merhaba , Serpil Hanım’dan yeni bir yazı gelecek mi ?

admin Haziran 2, 2017

Serpil hanıma en kısa zamanda talebinizi ileteceğim efendim..

MELİHE ERDEN Temmuz 8, 2017

Facebook üzerinden takip ediyorum ; Serpil Hanım’ın kendine ait bir sayfası köşesi y da yazıları var mıdır ? Bu yazısından başka bir yazısına sizde denk gelmedim. Okumak tanımak isteriz, Nesrin Hanım çok güzel iletmiş talebini ancak sanırım bir geri dönüş yok ?

Serpil Durbarış Ağustos 4, 2017

Merhaba, yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Yeni yazım yayımlandı, okumak isterseniz sevinirim. Değerli yorumlarınızı da bekliyorum.

KÖŞE YAZILARI

Güzel Ahlak siyasete ağır mı geliyor

NURULLAH ÇORMAN

Ya herru, ya merrü…

ÖMER ÇAĞATAY TOPUZOĞLU

Necdet Sancar’ı bu sebeple çok sevdim

ERHAN ÖZTUNÇ

BENZER HABERLER