Ya herru, ya merrü…

Ekim 25, 2017, 9:19 am 750 izlenme

    Merhaba Tak-şak döneminin aziz vatandaşları, merhaba size! Şak-şaklar, boş lak-laklar ve yavşaklar arasında bu günlere geldik. İnsanın gözleri yaşarıyor. Kim derdi ki kıskanılacağımız günleri de hep beraber görebileceğiz? Ağlamak istiyorum sayın okuyucular…

 

 

    “Şu kalksın!”

    “Kalksın tabii Efendim!”

    “Bu da şöyle olsun!”

    “Ne demek, hay, hay…”

    “O kaka!”

    “Kakanın dip alası Efendim!”

    “Bu da kaka!”

    “O’nun babası da kakaydı Efendim!”

    “Sen de kakasın ulan!”

    “Anam zaten beni doğurmamış ki, sıçmış Efendim!”

 

 

    Cebinde istifasını taşıyana rahat olan bu memlekette, acaba daha nelere şahit olacağız? Ne haltlara karıştıkları cümle alemce bilinen şahıslara sahip çıkıp, arkalarından ah, vah edecek halimiz yok. Lakin, istifayı basıp da, sütten çıkmış ak kaşık gibi, doldurdukları küplerini de yüklenerek, ellerini, kollarını salayarak gidebilmeleri, adamın asabını bozuyor. Ne oldu Arınç’ın açıklayacağı şeylere? Yol, su, elektrik, talan olarak bize döndü sayın vatandaşlar…

 

 

    Dünyanın en eski şehirlerinden İstanbul’a ihanet edilmiş… Dikine “diktiler” İstanbul’u ve memleketin en güzel şehirlerini, gıkımız çıkmadı. Eski bir Türk komedi filminde unutamadığım bir sahne vardı. İşkence için mafya elemanlarınca götürülen bir adam, “Yağlayın!” diye haykırıyordu… Ülkemizdeki durum da “alışmış kudurmuştan beterdir” durumu herhalde. Bu arada, zeytinyağında da dünya 2.’liğine yürüyormuşuz, gururluyuz…

 

 

    İstanbul, ihanet, dikine falan deyince, 16/9’u saymamak olur mu? Olmaz. Kadir Topbaş, vaktiyle Galata Kulesi ile yarışan yapıları eleştirmiş, İstanbul’un silüetinde, hiçbir yapının Galata Kulesi’ni gölgelememesi gerektiği manasına gelen ifadeler kullanmıştı. Recep Tayyip Erdoğan’ın, Gökkafes ve 16/9 ile ilgili söylediklerini, hatta müteahidi ile olan dargınlığını da unutmayalım.

 

 

    Gelin görün ki, Abdullah Gül ve o dönem görevde olan 6 Bakan, bu binanın sahibinin oğlunun düğününde şahitlik yapmışlardı. Çiğdem Toker’in Cumhuriyet’te yer almış bir yazısından, bu isimlerin kimler olduklarını paylaşayım; “4 Mart 2013’te Four Seasons Oteli’nde gerçekleşen Osman Hulusi Toprak ile Şeyda Tosyalı’nın nikah töreninde Gül’ün yanı sıra şahitlik yapan isimleri şöyle sıraladı: Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, İçişleri Bakanı Muammer Güler.”

 

 

    Bahsi geçen binadan, hangi belediyelerin ve hükümetlerin, hangi konumlarında görevli olanların daire almış olduğu da vaktiyle basında yer almıştı. Gerçi en son 2016 senesinde Davutoğlu, bu binalar için hayli ağır ifadeler kullanmıştı ama o da istifa edip, beraber ıslanılan yağmurdan sonra güneşten mahrum kalmıştı…

 

 

    Neyse, neticeye gelelim. Bu 16/9 binaları ile ilgili dargınlık yaşanan şahıs, gitti, bedavaya (!) bir İmam Hatip yaptırdı ve de açılışına da darılan şahıs ile birlikte katıldı. Dargınlık da bir yere kadar yani. Bina, açılış falan deyince, aklıma Mehmet Cengiz geldi. O da “Bak bu milletin a.ına nasıl koyacağız, göreceksin!” dedikten sonra, ismi Marmara İlahiyat Fakültesi’ne verilmişti.  Garip bir düzende yaşıyoruz, vesselam. Ha diyebilirsiniz ki; “Sana ne? Sana giren, çıkan ne?” Giren 16, çıkan 9.  Borçlandık yani, derdim o! 

 

 

    Artık pek yazmıyorum, yazarsam da kısa yazmaya karar verdim. Yukarıdaki konular sizleri germiş olabilir. Hakkınızı helal edin. Haydi gelin, daha fazla uzatmayayım ve de bir fıkra anlatarak yazımı sonlandırayım.

 

 

    Vaktiyle adamın biri yokluktan dolayı kafayı iyice sıyırınca, gelir kapısı olarak muhabbet tellallığına tenezzül etmiş. Tabii haliyle etrafı anında adam ile olan arkadaşlıklarını bitirip, arkasından da demediklerini bırakmamışlar. Mahalle dışlamış, kahvede dayak, sokakta yuhalama… Adam basmış oralardan gitmiş. Derken 1 sermaye olmuş 2, 3-5-10 derken, adam muhabbet tellallarının piri durumuna gelmiş. Para o biçim… Son model bir araba ve yanında korumalar ile eski mahallesine uğramış. Girmiş kahveye. Herkes şaşkın bir şekilde meşhur muhabbet tellalına bakıyor. Geçmiş, bir masaya kocaman harflerle sıfatını yazmış ve oturanlara sormuş; “Ne yazıyor burada?” Topluca; ” Muhabbet tellalı!” demiş kahvedekiler. Adam, çantasından çıkarttığı para tomarları ile yazının üzerini örtmüş. Sonrasında; “Duyamadım, ne yazıyor?” diye tekrar sormuş. Topluca;” Ünlü iş adamı falanca!” şeklinde cevabı alınca, “Herkese benden oralet! Muzlu olsun!” demiş…

BENZER KÖŞE YAZILARI

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış.

DİĞER YAZILARI

Ya herru, ya merrü…

Ekim 25, 2017

Olanla ölene ağlamak

Eylül 17, 2017

Bayram, bize bayram…

Eylül 1, 2017

DİYABET (ŞEKER) HASTALIĞI NEDİR ? TANI VE TEDAVİ YÖNTEMLERİ

ŞEKER HASTALIĞI(DİABETES MELLİTUS) NEDİR?NASIL TEDAVİ EDİLİR? Şeker Hastalığı Diyabet halk arasında bildiğimiz adıyla şeker hastalığı,...

Ekim 28, 2018

Nereden…nereye….

Türkiye’ye Rehin Verilen Fransız Donanması Bu emsalsiz rehin Kanunî devrindedir ve 1553 yılı 1 Şubat...

Ekim 16, 2018

Şarbon nedir? Nasıl bulaşır? Belirtileri ve tedavisi

Şarbon, ( antraks ) toprakta bulunan bir bakterinin neden olduğu ve otçul hayvanlardan insana bulaşan ciddi...

Eylül 14, 2018

Bir Milattır 12 Eylül

Bu yazı 12 Eylüllerde Vatana siper olmaya giderken, yolu darağacına düşen güzel milletimin evlatlarına adanmıştır....

Eylül 12, 2018

MİGREN NEDİR? NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Değerli okuyucularım.Sizlerle birlikte olduğum için çok mutluyum.Haberhan dergisinin çok değerli yöneticilerine sizlerle buluşmamı sağladıkları için...

Eylül 7, 2018